Cetin Koker vesikalik resim

İÇİNDEKİLER

Atatürk, Türk ulusu, Türk yurdu-Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti Devleti

Atatürk: “Mutluyum, çünkü başardım”

Türk Gençliği

Türkiye Cumhuriyeti bağımsız, demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir

Atatürk İlkeleri ve Devrimleri/Altı Ok/Atatürkçülük/Kemalizm

Atatürk ve Kemalizm

“ULUS DEVLETİN DAYANDIĞI GÜÇ: KEMALİZM”

-• Atatürk ve Kemalizm

-• Kemalizm

-• “Emperyalizmin ve uşaklarının ortak düşmanı: Kemalizm!”

-• “Kemalizm’in gerçek düşmanları, sahte Atatürkçüler!..”

-• “Atatürk ve Cumhuriyeti Bitirmeden Olmaz!”

-• “Niçin Atatürk Değil de Kemalizm?”

KEMALİZM

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURUCU İDEOLOJİSİ: KEMALİZM

-• Ekonomi Politikası

-• Siyasi Yelpaze

-• Paradigmalar

-• Ulusalcılık

-• Liberal Kemalizm

-• Sol Kemalizm

-• İslamcı Kemalizm

-• Kemalist Partiler

***

KEMALİZM

ATATÜRK, TÜRK ULUSU, TÜRK VATANI-TÜRKİYE, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ

Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen “Bağımsızlık Savaşı” ile, Türk yurdu-Türkiye emperyalist işgalden, Türk Ulusu yok oluştan kurtulmuştur. Kurtuluş Savaşının parolası: “Ya İstiklal Ya Ölüm”dü. Bu savaşa kadın ve erkek her yaştan bilinçli, erdemli ve yürekli genç katıldı. Gazi M. Kemal Paşa 38 yaşındaydı. Gazi Paşa’nın yiğitleri, gelecek nesiller için Çanakkale’de, Edirne’de, Bitlis’te, İnönü’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da, yurdun her karış toprağında şehit ve gazi olmuş. Yoksul ama yurdunu ve ulusunu seven insanlarımız da “Kurtuluş Savaşında” varlığının yüzde kırkını vermiş. O yiğitler, Kurtuluş Savaşı sonrasında yapılan “Kültür ve Sanayi Devrimleri” ile bağımsız, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur. Atatürk, Türkiye’nin ve Dünyanın geleceği ile ilgili öngörülerini; tarihsel, yaşamsal ve bilimsel gerçekleri söylemiş ve yazmıştır.

**

ATATÜRK: “MUTLUYUM, ÇÜNKÜ BAŞARDIM”

Atatürk, söylem ve eylemlerinde İNSANI ESAS, AKLI ve BİLİMİ REHBER, LİYAKATİ ve ADALETİ İLKE edinmiş, HUKUKU SAVUNMUŞ; “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak, ancak Türkiye Cumhuriyeti sonsuza değin yaşayacak. Mutluyum, çünkü başardım” demiştir.

**

TÜRK GENÇLİĞİ

Türk Ulusu’nun her yaştan akıllı, bilinçli, çalışkan, dürüst, erdemli, namuslu, özgür iradeli, üretici, vicdanlı ve yürekli gençleri: “Türkiye Cumhuriyeti’ni sonsuza değin yaşatacağız. Atatürk’ün Türk Gençliğine Söylevi görev belgemizdir” diyor; bilinçli, üretici ve örgütlü toplumu kurmaya çalışıyor.

**

TÜRKİYE CUMHURİYETİ, BAĞIMSIZ, LAİK, DEMOKRATİK, SOSYAL HUKUK DEVLETİDİR

Anayasanın 2. maddesine göre, “Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir.” Bağımsız üniter ulus devlettir. Türk Ulusu, Atatürk’ün belirlediği çağdaş uygarlık hedefini gerçekleştirmek, sorunlarını çözmek ve sağlıklı yaşamak için kâğıt üzerinde kalan laik, demokratik, sosyal hukuk devletini hayata geçirmeli. Bu hedefi ancak akıllı, bilinçli, erdemli, namuslu, üretken, vicdanlı, yürekli ve örgütlü toplum hayata geçirir.

**

ATATÜRK İLKELERİ VE DEVRİMLERİ/ALTI OK/ATATÜRKÇÜLÜK/KEMALİZM

Atatürk’ün “Adalet, Güvenlik, Beslenme, Barınma, Savunma, Siyaset, Ekonomi, Maliye, Sanayi, Teknoloji, Eğitim, Bilim, İletişim, Kültür, Sanat, Spor, Düşünce, Ziraat, Doğa, Çevre, Rehberlik” vb yaşamın her alanında ortaya koyduğu akılcı, bilimsel, bütünsel, özgün düşünce ve eylemlerine, “Atatürk İlkeleri ve Devrimleri/Altı Ok/Atatürkçülük/KEMALİZM” deniyor. Ben “Kemalizm” kavramını kullanıyorum. “KEMALİZM” yaşayan, Türk Ulusu’nave insanlığa her zaman rehberlik eden bir kavram, düşünce ve eylem bilimidir. Kemalizm, devrimcilik ilkesi gereğince sürekli dinamizm içindedir. Kemalizm’de akla ve bilime aykırı bir fikir varsa yeni bilimsel fikirler ortaya konur. Sözün özü: Türk ulusunun sağlıklı ve mutlu yaşamasını sağlayacak, Türk kültürünü çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkaracak toplumsal sistemin adı “KEMALİZM”dir.

***

ATATÜRK VE KEMALİZM

ATATÜRK:

-• “Türk ulusunu çağdaş bir cumhuriyette, gerçek bir demokraside, insanca (sağlıklı) yaşayan bir ulus yapacağız. Ulusumuzu en geniş refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Yurdumuzu dünyanın en gelişmiş, kalkınmış, çağdaş, uygar ülkeleri seviyesine çıkaracağız. TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ VARLIKLI, GÜÇLÜ, BAĞIMSIZ BİR DEVLET YAPACAĞIZ. Güçlü devlet için EKONOMİ esastır. YAŞAM demek EKONOMİ demektir. HEDEFİMİZ MİLLİ EKONOMİ.”

**

-• “KÜLTÜR, okumak, anlamak, görebilmek, gördüğünden anlam çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek ve zekayı eğitmektir. KÜLTÜR: a) İnsan toplumunun DEVLET yaşamında; b) DÜŞÜN yaşamında; c) İKTİSAT yaşamında; TARIMDA, SANATKARLIKTA, TİCARETTE, kara, deniz ve hava ULAŞIMINDA yapabildiği, başarabildiği, ÜRETEBİLDİĞİ şeylerden elde ettiklerinin BİLEŞKESİDİR. Kültür, doğanın yüksek verimleriyle mutlu olmaktır. Kültür, insan olabilmenin temel unsurudur. Kültür kavramı içinde temizlik, saflık, yükseklik, insanlık vardır. Kültür, doğanın insanlara verdiği yüksek vasıfları kendi çocuklarına, torunlarına ve geleceğine vermesi demektir. İnsanların yaşamına, çalışmalarına egemen olan güç yaratıcılık ve buluş yeteneğidir. İcadı ve yaratıcılığı yapabilen insanların mutlaka kültürlü olması gerekir. VARLIĞIMIZIN ve TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN TEMELİ KÜLTÜRDÜR. Geleneksel kültürden çağdaş kültüre DEVRİMCİ atılımlarla geçilebilir. TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ÇAĞDAŞ GELİŞMİŞ UYGARLIK SEVİYESİNİN ÜSTÜNE ÇIKARACAĞIZ.”

*

-• “Milli kültürümüzü ÇAĞDAŞ UYGARLIK seviyesinin üstüne çıkarma hedefine en kısa zamanda ulaşmak için düşünce ve eylemi birlikte yürütmek zorundayız. Bu girişimde başarı ancak planlama, akılcı, bilimsel yöntemlerle çalışmakla mümkün olabilir. Bunun için okuma yazma bilmeyen tek bir vatandaş bırakmamak; EĞİTİM sorununu çözmek, yurdun ekonomik kalkınma savaşının yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek; yurt sorunlarının dayandığı temel düşünceleri anlayacak ve anlatacak, kuşaktan kuşağa yaşatacak insanları ve kurumları yaratmak çerçevesi içinde üniversiteye ve okullara büyük görevler düşmektedir.”

*

-• “Dünyada her şey için, UYGARLIK için başarı için, yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. BİLİM ve fennin dışında REHBER aramak aymazlıktır, bilgisizliktir, hainliktir. Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız. Bilim ve fen için kayıt ve koşul yoktur. Manevi mirasım AKIL ve BİLİMDİR. Zaman hızla ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek aklın ve bilimin gelişmesini yok saymak olur. Benim Türk ulusu için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Bundan sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde aklı ve bilimin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçım olurlar.”

*

-• “Ben, SPORCUNUN zeki, çevik, aynı zamanda AHLAKLISINI severim. SPOR bir insanın her durumda farklı olmasını sağlar. Türk çocuklarına sporun bugünkü tekniğini öğretmek ve bunlardan bir kısmını bazı törenlerde ve bayramlarda dekor olarak koymak gerekir. Sporsuz bir millet gerilemeye mahkûmdur. Spora eğilimli bir devlet asla yorulmaz. Her ulus çocuklarının SAĞLIKLI olmaları için yaşadıkları bölgenin sıhhi şartlarını sağlamak, devlet halinde bulunan siyaset kurumunun en birinci ödevidir. Bir milletin sporda gösterdiği azim onun geleceğini yükseltir. Ben Türk gençliğinin spor yaparak güçlü olmasını isterim. HER İNSAN SPOR YAPMALI. Yoksa sonu erken yaşta ya toprak ya yatak olur. Cumhuriyet, fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek seviyeli muhafızlar ister.” Demiştir.

***

ULUS DEVLETİN DAYANDIĞI GÜÇ: KEMALİZM

Ümit Zileli, 23 Aralık 2025, Nefes Gz.

“Ulus devlet düşmanlığı ve mazlum ülkelerin ‘köleleştirilme’ projesi aynı evrensel hedef peşinde koşar. Adı bile her şeyi anlamak için yeterlidir: Yeni Dünya İmparatorluğu!

Sorun, bu aşağılık sarmaldan, bu ulusların tüm zenginliklerine, geçmişlerine, geleceklerine ‘el koyma’ operasyonundan nasıl sağ-salim çıkabileceğimiz sorunudur. Her ülkenin kendi dinamiklerinden, tarihinden, uluslaşma ve başkaldırı geleneğinden kaynaklanan silahları vardır.

*

Türkiye’nin en büyük silahı ise 600 yıllık bir ‘kulluk’ düzeninden sonra, emperyalizme başkaldırarak, tarihin ilk ‘bağımsızlık’, bir diğer deyişle var olma savaşına imza atmış olması. Emperyalizmin yenilebileceğini tüm dünyaya göstermiş olması, ardından Cumhuriyet’le birlikte çağdaş ülkeler arasında yer alma savaşına gözünü kırpmadan soyunması, Batı’nın yüzyıllar içinde oluşturabildiği ‘Aydınlanma Devrimini’ halka sunabilmesiydi.

*

Çağdaşlaşmanın motor gücü ise Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenmişti: Sürekli devrimcilik! Bu, dogmalara teslim olmayan, sürekli olarak ileriye bakan ideolojinin adı da dünya tarihine kazındı: Kemalizm!

*

Öyle ki; 2008 dünya ekonomik krizinde, başta ABD olmak üzere ciddi ülkeler, Türkiye’nin daha 1929 Büyük Bunalımından sonra yarattığı ‘Karma Ekonomi’ modeline sarıldılar!

*

Ben size iki büyük devrimci aydınımızın, 3. bin yılın hemen başında Türkiye’yi kurtaracak bu modele dair düşünceleri ışığında, sürekli devrimciliği anlatmak istiyorum:

-• Bu ülkeyi çakalların ve işbirlikçilerinin elinden kurtaracak olan o büyük projeyi!

*

“EMPERYALİZMİN VE UŞAKLARININ ORTAK DÜŞMANI: KEMALİZM!”

‘21. yüzyılın Eşiğinde Dünya ve Türkiye’ dizisini okuyorum. Gerçek bir aydınlanma savaşçısının, kendini adamış bir bilim insanının, sevgili Server Tanilli’nin kaleminden, 3. bin yılın başında Türkiye’nin durduğu nokta net bir şekilde ortaya konuluyor. Server Tanilli, Kemalizm’in savaşmak zorunda olduğu en tehlikeli ve sinsi düşmanı da tek cümlede özetliyor:

“KEMALİZM’İN GERÇEK DÜŞMANLARI, SAHTE ATATÜRKÇÜLER!..”

Server Tanilli daha sonra Kemalizm’in içeriğini şöyle anlatıyor:

-• Kemalist Türk Devrimi din ya da ırk değil, dil, kültür ve ülkü birliği ile tarih bilinci üzerine inşa edilmiştir.

*

Atatürk’ün yazdığı Yurttaşlar İçin Uygarlık Bilgisi kitabının ikinci cümlesinde:

–• ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.’ Büyük Devrimci için ‘Türk’ bir ırkın ya da etnik bir kesimin adı değil, bu topraklar üzerinde yaşayan 24 etnik kimliğin üzerinde bir şemsiye, bir ortak addır.

*

“ATATÜRK VE CUMHURİYETİ BİTİRMEDEN OLMAZ!”

Şimdi soruyu soralım; Şeriatçısı, Kürtçüsü, işbirlikçi mandacısı, kapısına bağlandıkları Batı, niçin hep birlikte Kemalizm’i yıkmaya, yok etmeye çalışıyor? Ulus devletten nefret edenler, niçin Mustafa Kemal’den, Kemalizm’den, Cumhuriyetten de ölümüne nefret ediyor? Bunun yanıtını yokluğuna hiç alışamadığım, her gün özlemle andığım sevgili (Prof. Dr.) Ahmet Taner Kışlalı versin:

-• Bir din devleti kurmak isteyenlerin karşısındaki en büyük engel Kemalizm. Türkiye’yi etnik kökenlere göre parçalamak isteyenlerin önünde en büyük engel Kemalizm. Ve yeni mandacı, İkinci Cumhuriyetçilerin önünde en büyük engel Kemalizm!

Peki, 50’lerden itibaren iktidardan iyice uzaklaştırılan, Batılı emperyalistlerin desteğinde tamamen ortadan kaldırılmaya çalışılan Kemalizm’i bir türlü mağlup edemeyen işbirlikçiler bu defa hangi oyuna başvurdular? Bu alçakça oyunu da Kışlalı açıklasın:

–• ‘NİÇİN ATATÜRK DEĞİL DE KEMALİZM?’

Atatürk’le baş edemeyeceklerini anlayanlar, hedef olarak Kemalizm’i seçtiler ve Türkiye’yi bu duruma, ‘Atatürk’e evet ama Kemalizm’e hayır’ diyenler getirdi…’

*

İşte iki Türkiye sevdalısı yurtseverin, birbiriyle bütünleşen ‘KEMALİZM, SÜREKLİ DEVRİMCİLİK’ ve yüzlerindeki ‘Atatürk’ maskesiyle bu yürüyüşü engelleyen, sonunda ülkeyi en gerici kesimlere teslim eden, ardından da yüzlerindeki maskeyi söküp atarak, kendilerine yakışan cepheye sığınanlar hakkındaki düşünceleri böyleydi!

*

Türkiye’yi parçalanmaktan, köleleşmekten, vatansız kalmaktan, yok olup gitmekten kurtaracak biricik reçetenin, sürekli devrimcilik ışığında kalkınma modelinin önü hâlâ açık.

*

Neredeyse tamamen durdurulan sanayimizin önünü açacak, üretime yasaklanmış toprakları tarıma yeniden kazandıracak, samanı bile ithal edecek zavallılığa gerilemiş olan hayvancılığımızı diriltecek, madenlerimizi koruyacak, hakça ve insanca yaşamı yeniden tesis edecek kalkınma planını hayata geçirecek projenin adıdır KEMALİZM!

*

İşte bu çağdaşlaşma ve insanca yaşama düşüncesini bitirmeye ahdetmiş ‘kara koalisyonu’ bitirecek birikim fazlasıyla mevcut. Yeter ki ÖNDERLİK ETMESİ GEREKENLERİ SEÇECEK, AYAK BAĞI OLANLARI İSE KAPININ ÖNÜNE KOYACAK DEVRİMCİ TAVRA YENİDEN KAVUŞALIM; şu ölü toprağını kaldırıp atalım üzerimizden. Vatanımızı savunmak, Cumhuriyetimizi geri almak için…”

(*) Kaynak: Ümit Zileli, 23.12.2025, Nefes Gz.

***

“KEMALİZM”

Bu metni, Prof. Dr. Mevlüt Mülayim’in 2005’de Samsun’da verdiği konferanstan derledim.

“1935 yılında İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebinde, Kooperatifçilik ve Devletler Hukuku Profesörü Dr. Suphi Nuri İleri tarafından yazılan 360 sayfalık ‘KOOPERATİFLER’ adlı bir kitapta ‘KEMALİZM’ bölümü vardır. Yazar, Kemalizmin SOSYAL ve SİYASAL YÖNÜNÜN bilinip anlaşıldığı halde, EKONOMİK YÖNÜNÜN açıkça bilinmediğini ifade ettikten sonra: “Kemalizm’in ekonomik yönü nedir?” diye sormuş ve yaptığı inceleme ve tartışmalar sonunda “Kemalizmin ekonomik yönünü” ortaya çıkarmaya ve ‘KOOPERATİFÇİLİK’ yönünden yorumlamaya çalışmış.

*

Atatürk yaşarken, Türkiye’nin tek iktisat fakültesinde ‘Kemalizmin’ kooperatifçilik yönünden yorumlanması çok ilginç. Prof. Dr. Suphi Nuri İleri, ders kitabı olarak okuttuğu kitabında ‘Kemalizmi’ şöyle tartışıyor: ‘Kemalizm, liberalizm midir?’ diye soruyor (o zaman batıda, İngiltere ve ABD’de liberalizm var). Konuyu bu yönüyle tartıştıktan sonra, ‘Kemalizm, liberalizm değildir’ diyor. Daha sonra, ‘Kemalizm faşizm midir?’ diye soruyor (O yıllarda İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler faşizmi var). Konuyu bu yönüyle de tartıştıktan sonra: ‘Hayır, Kemalizm faşizm değildir’ diyor. O tarihlerde Sovyetler Birliğinde komünizm var. Yazar, soruyor ve tartışıyor, acaba ‘Kemalizm, komünizm midir?’ diye. Ama bu konuda da vardığı sonuç şöyle: ‘Hayır, Kemalizm komünizm de değildir.’ Yazar nihayet, o halde ‘Kemalizm’in ekonomik yönü nedir?’ diye soruyor ve burada biraz Kooperatifçiliği tartıştıktan sonra diyor ki; ‘Ne liberal ve ne de komünist olan Kemalizmin en tabi ve makul ekonomik rejimi yalnız ve yalnız kooperatifçiliktir.’ ‘İşte yarınki Kemalizmin biricik ekonomik ideali’ diyor.

*

Prof. Dr. Suphi Nuri İleri’nin Kooperatifler kitabı, Atatürk’ün yaşadığı yıllarda kuram ve uygulamada ‘Kemalizmin’ önemli ekonomik ilkelerinden birisi olarak kooperatifçiliğin kabul edildiğini ve bu doğrultuda Üniversitelerde dersler verildiğini göstermekte. O kadar ki, bu derslerde, bir dogma olarak değil, çok yönlü uzun tartışmalardan sonra “Kemalizmin ekonomik yönünün ‘kooperatifçilik’ olduğu sonucuna varılıyor.” Bu sonuca herhangi bir zamanda değil; Atatürk’ün yaşadığı, CHP Programına kooperatifçiliğin konulduğu, 2834 ve 2836 sayılı Tarım Kredi ve Tarım Satış Kooperatifleri Yasalarının çıkarıldığı 1935 yılında varılıyor.

Atatürk döneminde kooperatifçilikle ilgili yasal düzenlemeler açısından 1935 yılı en verimli yıl olmuş. Hem 2834 sayılı ‘Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu’ ve hem de 2836 sayılı ‘Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu’ Atatürk’ün direktifleriyle çıkarılmış ve derhal uygulamaya konulmuş. Bu iki yasaya dayanarak yurdun her tarafında yüzlerce kooperatif kurulmuş. (Bu kooperatiflerin 2005 yılı ortak sayıları 2.5 milyon, kooperatif sayıları 3 bin civarındadır. 2026 yılındaki durum için araştırma yapmak gerekir.)

*

CHP’nin 2. Parti Programı 4. Büyük Kongre tarafından 1935 yılında kabul edilmiştir. Bu programda, kooperatifçiliğin iki madde halinde yer aldığı görülmektedir.

*

CHP’nin 1935 yılı Parti Programı:

-• Madde 7(b)- ‘Küçük çiftçilerin mevsimlik kredisi tarım kredi kooperatiflerinden ve çiftlik sahiplerinin yıllık kredi ihtiyaçları ipotek karşılığı sağlanmalıdır.’

-• Madde 10- ‘Partimiz, kooperatifçiliği ana ilkelerinden sayar. Kredi kooperatifleriyle toprak ürünlerinin gerçek değerinden üretmelerini faydalandıracak olan satış kooperatiflerinin kurulmasına ve çoğaltılmasına önem vermekteyiz. Türkiye Tarım (Ziraat) Bankası, tarım kooperatiflerinin ana bankasıdır.’

*

Kooperatifçiliğin CHP Programına giriş yeri, zamanı ve kooperatif anlayışı, Atatürk’ün o zamanki kooperatifçiliğe bakışını göstermesi açısından ilginçtir. Kooperatifçilik, CHP. Programının ‘ekonomi’ bölümüne madde olarak girmiştir. Bu da, Atatürk’ün Kooperatifçiliğe ekonomik bir örgüt olarak baktığını göstermektedir. Bu çağdaş bir yaklaşımdır. Günümüzde de, bütün dünyada Kooperatifler ekonomik kuruluş olarak görülmektedir.”

*

Yukarıdaki metni, Prof. Dr. Mevlüt Mülayim’in Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Kültür Merkezinde 23 Mart 2005 günü verdiği konferansın metninden derledim. Metnin tamamı 6 Ağustos 2020 tarihinde internette yayınlanmıştır.

***

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURUCU İDEOLOJİSİ: KEMALİZM

Bu metin Vikipedi’nden alınmış olup bazı kelimeler güncel dile çevrilmiştir.

Kemalizm, 1935’ten 1937’ye kadar Kamâlizm veya Atatürk’ün ölümü sonrası yaygınlaşan bir diğer adıyla Atatürkçülük; Türkiye Cumhuriyeti’nin Atatürk’ün İlkelerini esas alan kurucu ideolojisidir. Kemalizm, Gazi M. Kemal Atatürk tarafından uygulandığı şekliyle laikliğe ve Batı demokrasine dayanan ulusal ve üniter bir cumhuriyet rejiminin kurulması, ekonomik kalkınma ve sanayileşme, yüksek öğrenime ve bilimsel faaliyetlere devlet desteği, spora ve sanata teşvik, ücretsiz ve zorunlu eğitim gibi kapsamlı siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve dinî reformları (devrimleri) içermektedir. Reformların (devrimlerin) amacı Atatürk’ün ifadesiyle “çağdaş-gelişmiş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmak“, çağdaş bir hayat tarzını benimsemektir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk üç maddesine göre devlet, bu ilkeler üzerine kurulmuştur ve TBMM’ye seçilen her milletvekili bu ilkelere bağlılık yemini ederek göreve başlar.

*

Kemalizm’in kökeni, Osmanlı İmparatorluğu’nun yaklaşan çöküşünü önlemek için yapılmış olan çeşitli reformlara, özellikle 19. yüzyılın başlarındaki Tanzimat reformlarına dayanmaktadır. 19. yüzyılın ortalarında Genç Osmanlılar, imparatorlukta yükselen etnik milliyetçiliği bastırmak, bir vatan bilinci oluşturmak ve meşrutiyet rejimini kurmak için Osmanlıcılık ideolojisini ileri sürdü. 20. yüzyılın başlarında ise Jön Türkler içerisinden laiklik ve Türk milliyetçiliği düşünceleri ortaya çıktı ve özellikle İttihat ve Terakki yönetiminde çokça taraftar buldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından, hem Genç Osmanlıların hem Jön Türkler’in fikir ve deneyimlerinden etkilenen Atatürk, laiklik ve Türk milliyetçiliği akımlarından esinlenerek 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanına öncülük etti ve çok sayıda reform (devrim) gerçekleştirdi.

*

Altı Ok’a ilk olarak 1931’de “Kemalizm” adı verildi ve CHP’nin 9 Mayıs 1935’te toplanan 4. Kurultayı’nda kabul edilen 1935 Programı’na Atatürk’ün Dil Devrimi sürecinde, 1935’te Arapça Kemal adını 1937’ye dek kullanacağı Eski Türkçe Kamâl adıyla değiştirmesini takiben “Kamâlizm” olarak geçti. 1953’teki CHP’nin 10. Olağan Kurultay’ına kadar Kemalizm, parti programındaki yerini korudu ve bu tarihte kaldırılarak yerine “Atatürk Yolu” kavramı getirildi.

*

İlkin Türk Kurtuluş Savaşı zamanında İstanbul’daki rejim ve taraftarları, Mustafa Kemal’in önderlik ettiği hareketi destekleyen herkesi, küçümser bir yaklaşımla, “Kemalistler”, “Kemalîler” ve “Kemalciler” olarak adlandırdı. “Kemalîler” adlandırması “Celaliler”e bir atıftı. Dış basın “Kemalistler” adlandırmasını Ankara merkezli hareketi ve o hareketin silahlı gücünü belirtmek için “milliyetçiler” adlandırması ile eş anlamlı olarak kullandı.

*

Bir ideolojiye işaret eden “Kemalizm ve Kamâlizm” kavramları Türkiye’de 1930’larda kullanılmaya başladı. Kemalizm kavramı 1931’de Devletçilik ve Devrimcilik ilkelerinin diğer dört ilkeye eklenmesinden sonra ortaya atıldı ve ders kitaplarına girdi. Aynı yıldan itibaren çeşitli yazarlar Kemalizm’i tanımladılar ve halka benimsetmek için yazılar yayımladılar. Kemalizm’in kuramsal çerçevesinin belirlenmesi için Halkevleri’nin yayın organı Ülkü dergisi ve 1932-1934 yılları arasında bir grup yazar tarafından çıkarılan Kadro dergisi yayımlandı. 1934’te Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, Türkiye’yi yabancı ülkelere tanıtmak için (yabancı dilde) “Kemalist Türkiye” dergisini yayımlamaya başladı. Kamâlizm kavramı 1935’te ortaya atıldı, o yılki kurultayda parti programına konuldu ve Atatürk’ün 1939 kurultayı için 1937’de kaleme aldığı program çalışmasında yer aldı.

*

Kemalizm günümüzde bazı kesimler tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin temel öğretisi ve ideolojisi olarak kabul edilmektedir. Sıklıkla, Kemalist ideolojinin bir düşünce sistemini temsil etmekten çok ülkeyi tümüyle pragmatist (faydacı) bir yöntemle modernleştirmeye çalışan politik bir uygulama olduğu vurgulanır, bunun nedeni de Atatürk’ün, “Paşam, bu partinin doktrini yok!” diyen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na verdiği “Elbette yok çocuğum, eğer doktrine gidersek hareketi dondururuz” cevabıdır. Bununla birlikte, Kemalistlerin yaptığı devrime rehberlik eden belli düşüncelerin var olduğu ve bunların esnek bir biçimde de olsa CHP ideologları tarafından sistemleştirildiği söylenir.

*

The Sphere gazetesinin 1-5 Mart 1921’de “Ankara Hükûmeti ve Talepleri” başlığıyla yayımladığı haritada başlığın altında verilen bilgi: “Kemalistler ya da milliyetçiler, gölgeli alanı etkin biçimde kontrol ediyorlar. Onlar, Yunanlar tarafından Ege’den sürüldüler fakat Trakya’yı, İzmir’i, Ermenistan’ı, Basra Körfezi altındaki bütün Mezopotamya’yı talep ediyorlar” denilmektedir.
*
Cumhuriyet’in ilanının 12. yıldönümü olan 29 Ekim 1935’de Akşam gazetesinin birinci sayfasında Türk milliyetçiliği üç simgesi “Bozkurt, Ay-Yıldız ve Altı Ok” ile resmedilmiştir.
Mehmet Şeref Aykut’un “Kamâlizm (1936)” adlı bir kitabı vardır.

**

KEMALİZM’İN EKONOMİ POLİTİKASI

Kemalizm’in ekonomi politikası olan Atatürk’ün Devletçilik İlkesi, Türk toplumunun ulaşmak istediği çağdaş ve uygar bir düzen için gerekli olan ekonominin güçlendirilmesi ve millî bir burjuva(!) yaratılmasıdır. Devletçilik ilkesi, Atatürk’ün adlandırdığı üzere “Ilımlı devletçilik”tir. Ilımlı devletçiliğe göre Kemalist ekonomi serbest piyasa ve birey esaslı olmasına rağmen, serbest piyasanın giremeyeceği veya girmek istemediği alanlara devlet el atabilmektedir; fakat devlet hiçbir zaman bireyin önüne geçmemelidir, bu sebeple sosyal liberal ekonomiye benzer yapıdadır. Atatürk, Kemalizm’in Devletçilik ilkesini “sosyalizm ilkesine dayanan kolektivizm ve komünizm’den farklıdır” diyerek sosyalist devletçilikten ayırmıştır ve kendi ekonomi anlayışını şu sözlerle açıklamıştır:

“Devlet bireyin yerini alamaz, fakat, bireyin gelişme ve kalkınması için genel koşulları göz önünde bulundurmalıdır. Devlet eliyle yapılacak işler, bireyin büyük kar getirmediğinden dolayı yapmayacağı işler veya millî çıkarlar için gerekli olan ekonomik işleri kapsar. Özgürlüklerin ve yurt bağımsızlığının sağlanması ve korunması ile iç işlerinin düzenlenmesi nasıl devletin görevi ise, devlet vatandaşların öğretimi, eğitimi, sağlığıyla ilgilenmek zorundadır. Devlet, memleketin güvenlik ve savunması için yollarla, demir yolları ile, telgrafla, telefonla, memleketin hayvanlarıyla, her türlü taşıtlarıyla, milletin genel servetiyle yakından ilgilidir. Memleket yönetiminde ve savunmasında, bu saydıklarımız, toptan, tüfekten, her türlü silahtan daha önemlidir. (…) Özel çıkarlar çoğunlukla, genel çıkarlarla karşıt halinde bulunur. Bir de, özel çıkarlar, en nihayet (sonuç itibariyle) rekabete dayanır. Oysa, yalnız bununla ekonomik düzen kurulamaz. Bu kanıda olanlar kendilerini, bir serap karşısında, aldatılmaya terk edenlerdir. (…) Bir de, ferdin kişisel çalışmaları, ekonomik kalkınmanın esas kaynağı olarak kalmalıdır. Ferdin gelişimine mani olmamak özellikle iktisadi sahadaki özgürlük ve girişimlerin önünde devletin kendi faaliyeti ile bir engel yaratmaması demokrasi prensibinin önemli esasıdır.” Atatürk, 1 Kasım 1937’deki meclis açılış konuşmasında şunu da eklemiştir: “Kesin zorunluluk olmadıkça piyasalara karışılmaz; bununla birlikte hiçbir piyasa da başı boş değildir.“

**

KEMALİZM’İN SİYASİ YELPAZEDEKİ YERİ

Kemalizm’in siyasi yelpazedeki yeri günümüzde bile birçok kişi tarafından tartışılır olmuş. Kemalist ideolojiyi resmî olarak benimseyen CHP, siyasi yelpazede zaman içinde farklı konumlarda bulunmuş. CHP’nin siyasi yelpazedeki yeri İsmet İnönü tarafından 1960’larda, siyasi paradigmanın (temel düşüncenin) yavaş yavaş oturması sonrası “Ortanın Solu” yani merkez sol olarak tanımlanmış. İlk başta, Metin Toker’in aktardığına göre 1960 yılının Ağustos ayında İsmet İnönü ile dönemin CHP Genel Sekreteri İsmail Rüştü Aksal’ın Heybeliada’da yaptığı CHP’nin kimliği ve geleceğine ilişkin görüşmede bulunmuştu. Metin Toker, Akis’te kaleme aldığı yazılarında CHP’nin Devletçilik ilkesini ABD’nin Demokratik Partisini sosyal liberal bir çizgiye iten New Deal (Yeni Düzen) ile bağdaştırmış ve CHP’nin ortanın soluna yöneleceğini şu şekilde aktarmıştı:

*

“CHP’nin geniş halk kütlelerinin refahını en ziyade göz önünde tutan, sermayenin belirli ellerde birikmesinin aleyhinde bulunan parti olduğunda zerrece tereddüt bahis mevzuu değildi. Şimdi, o istikamet biraz daha belirli şekilde tutulacak, memleket davalarının halli daha sosyalizan bir görüşle mütalea olunacaktı. Bu, eski partinin sosyalistliğe heves ettiği manasını taşımıyordu. Sadece, i’lerin üzerine noktaları konacaktı. CHP ortanın solunda Amerika’daki Demokrat Parti’deki derecesinde yer alacaktı.“

*

İsmet İnönü, 10 Ekim 1965 tarihinde genel seçimler öncesinde gerçekleşen 29 Temmuz 1965 tarihinde Abdi İpekçi ile yaptığı bir söyleşi sırasında CHP’nin çizgisinin “ortanın solu” olduğunu, Metin Toker’in yazdığını kanıtlar nitelikte şöyle ifade etmiştir: “CHP bünyesi itibarı ile devletçi bir partidir ve bu sıfatla elbette ortanın solunda bir anlayıştadır. 1923’teki harap ülkede bir kalkınma çaresiyse, bugün de ekonomik hayatımızın temel bir unsurudur.“ 13 Ağustos 1966 tarihinde Kim dergisinde yayımlanan demecinde ise İsmet İnönü, “ortanın solu” kavramını biraz daha açmıştı:

“Çağdaş uygarlığın üstüne çıkmak, ancak devletçilik ile mümkündür. Kalkınmamızı yaparken, ekonomik bakımdan, sosyal bakımdan bugünkü uygarlıkta kullanılan solcu, sağcı deyimlerinin son ölçüsünü verelim istedik. ’40’ yıldır devletçiyiz derken ayni şeyi söylüyoruz. Bunun için ‘Ortanın Solundayız!’ dedim. Aslında ‘Laikiz!’ dediğimiz günden beri ortanın solundayız. Halkçı isen ortanın solunda olursun.”

*

İnönü’yle aynı şekilde Nihat Erim de CHP’nin “ortanın solu” söylemini ABD’yle ve ABD Başkanı F. D. Roosevelt’in “New Deal (Yeni Düzen)” politikasıyla ilişkilendiriyordu. Erim’e göre Roosevelt, Keynesyen tam istihdam politikalarını uygulayan ilk kişiydi. Erim, CHP’nin ortanın solu söyleminden sonra muhafazakârlarca yapılan “komünist” suçlamalarının aynısını Cumhuriyetçilerin de Roosevelt’a yaptığını vurguluyordu.

**

PARADİGMALAR

Atatürkçülük kavramı Türkiye’nin siyasi tarihinde tartışmalı kavram olarak yer edinmiştir. Bazı yazarlara göre Kemalizm politik alanda, Atatürkçülük ise özel bir alanda kullanılmaktadır. Genel hatlarıyla Atatürkçülük sözcüğü 12 Eylül 1980 Darbesi sonrası işlenen resmî ideolojiyle içeriği doldurulmuş ve yaygınlaşmıştır.

*

1960’larda Kadro, Yön, Milli Demokratik Devrim gibi kavramlarla süregelen Kemalizm’in sol yorumları dolaşımdaydı. Bazı sol kesimlerde ve İslamcı literatürde Kemalizm olumsuz bir çağrışım amacıyla da kullanılırken, sol ve sosyalist çevrelerde “Kemalizm” adı benimsenmiştir. Sol-Kemalizm ile arasına mesafe koymak isteyenler Atatürkçülük adını tercih etmişlerdir. 27 Mayıs 1960 Darbesi (İhtilali/Devrimi) ve arkasından gelen darbelerde resmî ideoloji Atatürkçülük ismi etrafında tanımlanmıştır. 1963 yılında basılan “Atatürkçülük nedir?” başlıklı kitaba Falih Rıfkı Atay, Melih Cevdet Anday, İsmet Giritli, Şevket Süreyya Aydemir, Çetin Altan, Attila İlhan gibi dönemin entelektüelleri katkı vermiştir. Emekli olduktan sonra Cumhuriyetçi Güven Partisi’nde siyasete girecek olan Tümgeneral Faruk Güventürk de 1964 yılında “Gerçek Kemalizm” kitabını yazmıştır.

*

1960’lı yıllara kadar TSK içinde Atatürkçülük veya Kemalizm ile ilgili bir herhangi bir ders mevcut değildi. 12 Mart 1971 Muhtırası öncesinde Kemalizm teriminin sol tarafından istismar edildiği Kemalizm yerine “Atatürk İlkeciliği” sözcüklerinin kullanılmasını öneren orgeneraller olmuştur. Gerçek Atatürkçülüğün belirsizliği dolayısıyla çeşitli tartışmalar olsa da 1960’larda TSK tarafından belirli bir doktrin haline getirilememişti. Atatürkçülüğü ilk defa sistematik öğretmek için TSK tarafından 1977’de “Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihimiz” kitabı hazırlanmıştır.

*

Sina Akşin’e göre Atatürkçülüğün bir ideoloji haline gelmesi 12 Eylül sonrası yaşanan bir gelişmedir. 12 Eylül Darbesinin lideri Kenan Evren tarafından TTK ve TDK kapatılmadan önce Atatürkçülük tanımının yeniden yapılacağına işaret eden bir konuşma yapılmıştır:

“Cumhuriyetin temel taşlarından Atatürkçülük adına tahrifat ve tahribat yapmış olanların yozlaştırmış oldukları Cumhuriyet kuruluşlarını yeniden düzenleyeceğiz, gerekirse bu düzenlemeyi o kuruluşu kapatıp yeniden açmak suretiyle gerçekleştireceğiz.”

*

İlerleyen süreçte Türk Dil Kurumu (TDK) ve Türk Tarih Kurumu (TTK) kapatılmış, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu (AKDTYK) kurulmuş. 12 Eylül 1980 Darbesi’nin ardından yeniden tanımlanan Kemalizm, resmî Atatürkçülük tarifi olarak İsmet Giritli gibi sağ-Kemalistler’in çerçevelediği şekliyle pragmatizm-pozivitizm-realizm üzerine kurulmuştur. Atatürkçülük açısından Kemalizm bir ideoloji değil, “-izm” değil, bütün sistemlerin “iyi yanlarını” alan “düşünce tarzı”dır. Ayrıca, sağ-Kemalizm’e göre Atatürkçülüğün taşıyıcısı milliyetçiliktir. 12 Eylül 1980 Darbesi’nin ardından Atatürkçülüğün resmî doktrinini çıkarması istenen AKDTYK ilk yayını olan Atatürk ve Milliyetçilik kitabında Turhan Feyzioğlu bu fikri işlemiştir.

*

Bazı kaynaklar bu nedenlerle 12 Eylül 1980 sonrası oluşan Atatürkçülüğün kökenini Aydınlar Ocağı gibi kurumlardan aldığını iddia etmiştir. 27 Mayıs 1960 Darbesi (Eylemi/İhtilali/Devrimi) sonrası yazılan 1961 Anayasası ile devletin özerkliğe sahip olduğu, evrensel içerikli ideolojilerin kendisine yer edinebildiği sistem hem Aydınlar Ocağı hem de 12 Eylül 1980 taraftarları tarafından bir kusur olarak bahsedilmiş, “topluma bol geldiği” iddia edilmiştir.

*

12 Eylül 1980 sonrası Atatürkçülüğün kullanımındaki belirgin fark çeşitli yollarla topluma yansımıştır. 1981’de Atatürk’ün doğumun yüzüncü yılı dolayısıyla heykeller, resimler, vecizeler her kamusal faaliyetinin şartı haline geldi. 1961 Anayasasında bir kere Atatürk ismi geçerken, 1982 Anayasasında çeşitli şekillerde on üç kere bahsedilmiş ve bütün öğretim kurumlarında “Atatürkçülük ve İnkılap Tarihi dersleri” zorunlu hale getirilmiştir. Anayasada sol-Kemalistler tarafından kullanılan özgürlük kavramının yerine hürriyet kavramı, zorunlu dersin ismi sol-Kemalizmin tercih ettiği Devrim Tarihi kalıbı yerine İnkılap Tarihi tercih edilmiştir.

*

1982 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından “Atatürkçü Düşünce Tarzı” hazırlanmış, kitapta liberalizm ve Marksizm ile kıyaslanırken Atatürkçülüğün temel üstünlüğü “birtakım teorik kayıtlara bağlı olmaması“ ile belirtilmiştir. 1983 yılında Genelkurmay Başkanlığı tarafından üç cilt “Atatürkçülük” kitapları yayımlanmıştır.

*

Yaşanan gelişmeler çeşitli çevreler tarafından farklı eleştirilere maruz kalmıştır. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumunun kapatılması bazı yazarların tepkisine neden olmuş, dönemin yazarlarından Yaşar Kemal “Ben Atatürk’ün Türk Dil Kurumunu kapatmış olanların elini sıkmam“ demiştir. Atatürkçülük kavramının değişimine olan tepkisini dile getirmek için Nadir Nadi geçmişteki yazılarından derlediği “Ben Atatürkçü Değilim“ başlıklı kitabını 12 Eylül 1980 Darbesi sonrası 1982 yılında yayımlamıştır. Kitabın eleştirisi “Bu Atatürkçülükse, ben Atatürkçü değilim“ bağlamında kullanılmıştır. Bazı yazarlar Kemalizm’de oluşturulan yeni çerçeveye tepki olarak 12 Eylül 1980 Darbesi’nin lideri Kenan Evren’in ismine atıfla “Kenanizm” kavramını kullanmıştır. Radikal bazı sol örgütler, 12 Eylül 1980 Darbesi’nin ardından yayımladığı bildiride cuntanın “Kemalist kesimleri kendi yanına çekebilmek için Atatürkçülük maskesi” taktığını iddia ederek, Kemalist olmadığını ortaya çıkarmak gerektiğini söylemişler.

*

Ahmet Taner Kışlalı da 12 Eylül 1980 Darbesi sonrası gelişen Atatürkçülüğün Atatürk İlkelerini eksik bıraktığını, Sovyet Devrimi’nden esinlenen devrimcilik, halkçılık, devletçilik ilkelerini ihmal ederek sadece Fransız Devrimi’nden esinlenilen cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik ilkelerine daraltıldığını belirterek eleştirmiştir. Gelişmekte olan İslamcılık ve Kürt muhalefetinin 12 Eylül’e olan tepki üzerinden büyüttüğü anti-Kemalizm tezleri, bir tür karşı tepki doğurarak Atatürkçülüğü yaygınlaştırdığı için sivil ve demokratik bir Kemalizm arayışları akamete uğramıştır. Ayrıca A. Taner Kışlalı, terminolojik olarak Kemalizm ve Atatürkçülük kelimelerinin arasında bir fark olmaması gerektiğini ancak Kenan Evren tarafından kavramın yıpratıldığını, öte yandan kendisinin “Kemalizm”i kullanmayı tercih ettiğini ve bunun sebebinin “Kemalizm” sözcüğünün evrenselleşmiş olması olduğunu söylemiştir.

**

ULUSALCILIK (ULUSÇULUK)

Ulusalcılık, Kemalist ve milliyetçi bir ideolojidir. Ulusalcılık sözcüğü aynı zamanda Atatürk milliyetçiliğinin bir diğer ismi olarak da kullanılmıştır. Günümüz siyasetinde ortak bir tanımı olmayıp, çoğunlukla sol pozisyonda yer alan milliyetçi görüşe sahip Kemalistleri tanımlamakta kullanılmıştır. TDK tarafından ise “ulusalcılık” ve “milliyetçilik” sözcükleri eş anlamlı olarak tanımlanmıştır.

*

Bazen Ulusalcı tanımı CHP içerisinde Kemalist değerlere daha bağlı parti kanadını kastetmekte kullanabilmektedir. Bununla birlikte ulusalcılığın günümüzde yaygın tanım biçimlerinden biri olan sol Kemalist ideoloji, “ulusal sol” olarak da adlandırılır. Ulusal sol çizgiye göre ulusalcılık, tam bağımsızlık, ulusal sanayinin gelişimi otarşist bir anlayışla dışa bağımlılıktan kurtulma, tam yerli üretim gibi hedefleri savunur, Cumhuriyet’in temel kuruluş ilkelerinin savunur, devletin üniter ulus devlet yapısının muhafazası, laiklik ve “ulusal çıkarlar”ın ön planda tutulması gerekliliklerine inanır. Bunlarla birlikte enternasyonalizmi reddeder ve sol siyaset ile Kemalizm’i sentezleyerek, 27 Mayıs 1960 İhtilali sonrası Milli Demokratik Devrim ile birlikte çıkan sol Kemalist bir siyasi görüşü ifade eder. Kendini ulusalcı olarak niteleyenlerin çoğunluğu, kendini siyaseten solda olarak tanımlar. Farklı bir görüş olarak CHP İzmir Milletvekili eski AİHM yargıcı Rıza Türmen, ulusalcılığı bir tür “aşırı Kemalist milliyetçilik” olarak ele aldı ve hem ulusalcı hem solcu olunamayacağını söyledi.

**

LİBERAL KEMALİZM (Bu kavrama ve içerdiği görüşe katılmıyorum)

Liberal Kemalizm, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ideolojisi olan Kemalizm ile özgürlük üzerine kurulu olan liberalizm düşüncesinin birleştirilmiş hâlidir. Türkiye’de cumhuriyetin henüz ilk dönemlerinde, Kemalist düşüncenin Ahmet Ağaoğlu tarafından liberal bir açıdan yorumlanması sonucu ortaya çıkmıştır. Ağaoğlu kendisini bir yandan “inkılapçı ve Kemalist” olarak tanımlarken diğer yandan bir “liberal Kemalizm” düşüncesi geliştirmeye çalıştı. CHP’nin içinde bireysel özgürlüklerin savunucusu olan Ağaoğlu, partinin bazı politikalarına eleştiriler de getirdi. Liberal Kemalizm’in ekonomik görüşü Atatürk’ün Altı İlkesinden farklı olarak devletçilik olarak yerine serbest piyasa ekonomisini savunur. Liberal Kemalizm, toplumsal alanda Atatürk’ün milliyetçilik anlayışını savunur. 1924 Anayasası’nın 66. maddesinde ve Atatürk ilkelerinde de belirtilmiş olan ve din, ırk ayrımı gözetmeksizin, millet tanımını siyasal birlikteliğe dayandıran milliyetçilik anlayışıdır.

**

SOL KEMALİZM (Bu kavrama ve içerdiği görüşe katılmıyorum)

Sol Kemalizm, Türkiye’de M. Kemal Atatürk’ün ilkelerini sol, Marksist veya sosyalist politikalarla sentezleyen; cumhuriyet dönemi modernleşmesini ve Türk Kurtuluş Savaşı’nı devrimci, antiemperyalist bir ilerleme olarak kabul eden siyasi ve düşünsel akımdır.

**

İSLAMCI KEMALİZM (Bu kavrama ve içerdiği görüşe katılmıyorum)

İslamcı Kemalizm (sağ Kemalizm ve yeşil Kemalizm olarak da bilinir), Kemalizm’i temel alan Türk-İslam sentezci bir ideolojidir. Bu ideoloji, devletin ve siyasetin laik kalmasını savunurken toplumun dindar olmasını destekler ya da tam tersine, siyasette laikliğin yerini tamamen İslamcılığın almasını öngörür. Terim aynı zamanda, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Türkiye Cumhuriyeti’ni destekleyen dindar Türkleri tanımlamak için de kullanılabilir.

**

KEMALİST  PARTİLER

Partilerin listesi Vikipedi’nin sayfasında mevcuttur.

Bir Cevap Yazın